Eşitler Arasında Bir Adım Önde: Okul İdareciliğine Adım Atarken


Milli Eğitim’e bağlı okullarda sıkça dile getirilen bir durum vardır: Öğretmenlikten okul idareciliğine geçen eğitimcilerin eski meslektaşlarıyla aralarının açılması. Çoğu öğretmen, dün aynı masada sohbet ettiği arkadaşının idareci koltuğuna oturduktan sonra değiştiğini, mesafeli davrandığını ya da az bir zaman önce kendisinin yapmaktan imtina ettiği işlerin ısrarla yapılmasını istediğini gözlemlemiştir. Bu gözlem ilk bakışta kişisel gibi görünse de, aslında derininde psikolojik, kültürel ve “çiğ” sebepler yatar.

Hatırlarım… Çalıştığım bir okulda okul müdürü aramızdan birinin müdür yardımcısı olarak görevlendirileceğini, kimin idareci olacağına “öğretmenler odasının” karar vermesini arzu ettiğini söylemişti. Bizler de işini iyi yapacağına, “kendi çıkarları söz konusu olmadığında” kalan herkese adil bir yaklaşım sunacağına inandığımız bir arkadaşımızı öne çıkarmıştık. O arkadaşımızın ilk yaptığı şey ise öğretmenlere cephe alması, okul müdürünü “öğretmenler bir, biz bir” düşüncesine hapsetmesiydi.

Müdürün dolduruşa gelmesini ise yadırgamıyorum. Genelde odalarına hapsolan, odalarında yalnız kalan okul müdürleri kendilerine seçtikleri birkaç kişiyi kulağı, gözü yapar, o kişileri kullandıklarını sanarken, muhbirler tarafından kullanıldıklarını anlamaları uzun yıllar alır.

Görevlendirme süresi bitip öğretmenler odasına döndüğünde ise arkadaşımız, “dönemin şartları” deyip, geçmişti. İnsanoğlu çiğ süt emmiş.

Öğretmen sınıfta öğrencileriyle doğrudan iletişim kuran, bilgisini paylaşan ve ekip ruhunun bir parçası olan kişidir. Ancak yönetici olduğunda işler değişir. Resmi yazılar, denetimler, yazışmalar, programlar iş yükünü oluşturur. Dün eşit sorumlulukla aynı görevi paylaşan kişi, bugün idari kata geçtiğinde bu durum öğretmen için “artık bizden biri değil” duygusu doğururken, yeni yönetici de “otoritemi kabul ettirmeliyim” kaygısını ortaya çıkarır. Ortaya çıkan bu psikolojik mesafe, çoğu zaman tarafların birbirini karşı cephedeymiş gibi algılamasına neden olur.

Yöneticiliğin getirdiği yükler de bu tabloyu ağırlaştırır. Okul idarecisi yalnızca öğretmenlerle değil, aynı zamanda ilçe ve il milli eğitim müdürlükleriyle, müfettişlerle ve resmi prosedürlerle muhataptır. Öğrenci devamsızlıkları, raporlar, projeler ve denetimler idareciyi sürekli “talep eden” bir konuma iter. Öğretmen açısından bu talepler “üzerimize yük bindiriliyor” ya da “bize güvenilmiyor” şeklinde algılanabilir. Burada sorun kişisel değil, sistemseldir.

Yöneticilik çoğunlukla amir-memur ilişkisi içinde yorumlanır. Katılımcı yönetim anlayışı zayıf kalır. İdare ile öğretmenler odası arasında görünmez bir mesafe vardır. Oysa okulun gelişimi için gerekli olan şey, bu mesafenin azaltılması ve işbirliğinin öne çıkarılmasıdır. Bu noktada devreye “eşitler arası işbirliği” girer. Eğitim ortamı, tüm öğretmenlerin ve idarecilerin birlikte hareket etmesiyle güçlenir.

İşte bu yüzden okul idarecilerini “eşitler arasında bir adım önde” görmek gerekir. Okul idarecilerinin de kendilerini böyle görebilmesi gerekmektedir elbette. Bu ifade, onların öğretmenlerin üzerinde değil, onlarla birlikte yürüdüğünü; fakat sorumlulukta, yükte ve yol göstericilikte öne çıktığını anlatır. Yöneticilik makamı, üstünlük ya da ayrıcalık değil, daha çok sorumluluk üstlenme anlamına gelmelidir. Öğretmen de yöneticinin ağır yüklerini fark ettiğinde, yönetici de öğretmenlerin sesine kulak verdiğinde okul iklimi daha sağlıklı hale gelir.

Şeffaf iletişim bu süreçte kilit rol oynar. Kararların gerekçelerini açıklamak, öğretmenleri süreçlere dâhil etmek, başarıyı tüm ekibin hanesine yazmak işbirliğini pekiştirir. Empati de bu işbirliğini besler. Yönetici bir zamanlar öğretmen olduğunu unutmamalı, öğretmen de yöneticiliğin getirdiği baskıları görmelidir. Böylece düşmanlık algısı yerine aynı hedef için çalışan bir bütünün parçası olunduğu anlaşılır.

Sonuçta öğretmenlikten yöneticiliğe geçiş, sadece bir unvan değişikliği değil; aynı zamanda okulun kültürel ve psikolojik dengelerini etkileyen bir süreçtir. Ancak bu süreç doğru iletişim ve işbirliği kültürüyle yönetildiğinde çatışmaya değil, gelişime zemin hazırlar. Eğitim tek bir kişinin değil, bir bütünün eseridir. Okul idarecisi de bu bütünün içinde, eşitler arasında bir adım önde durarak hem sorumluluk hem de yol göstericilik üstlenir.

*** Bu yazıyı kişisel sebeplerle değil, on seneyi bulan öğretmenlik hayatımın gözlemiyle yazdım. Lütfen kimse üzerine alınmasın, isteyen aynaya bakıp içeriden dışarıya bir sohbet başlatarak kendi sıkletini ölçebilir, değerlendirebilir. Orkestra şefi gibi her sesi koroya dahil edebilen, her sesin hakkını verebilen idareci arkadaşlarıma selam ederim.

***Okuma tavsiyesi: Okul Dergileri ve Basılı Yayınların Hafıza Oluşturmadaki Rolü



1 Response

  1. Pingback : Okul İdarecilerinde Eleştiriyi Kişiselleştirme Eğilimi - Hasan TANDOĞAN

Leave a Reply