2016 senesinden bu yana düzenli not tutmaya çalışıyorum. Zaman zaman ihmal etsem de kağıda, kaleme ve mürekkebe uzak düşmemek için elimden geldiğince çabalıyorum. Bu noktada, “çaba”nın üzerinde duralım. Çalışmak, çabalamak, hatta cehdetmek, cehdeylemek. Hangi kelimeyi...
     Arabamı Anadolu yakasında park edip karşıya çoğunlukla vapurla, zaman zaman da Marmaray’la geçmeyi adet edindim. Eğer bir yere yetişme derdim yoksa, yürümeyi, durup dinlemeyi, bütün o koşuşturmaları seyretmeyi seviyorum. Ancak durursam görebiliyorum etrafımda dönen yaşamları....
Teknolojinin bütün nimetlerini kullanmaya çalışsam da gönlüm kalemden ve kağıttan yana. Düşünelim… Yaşamımız ebedi değil. Göçüp gideceğiz. Eskiden göçenler arkalarında fotoğraflar ve notlar, günlükler bırakırlarmış. Biz ne bırakacağız ardımızda? Youtube videosu, Twitter ve Facebook iletisi...
Öğretmen olarak atandığım ilk günlerde neye ihtiyacım olur diye düşündüm. Deri bir çanta. Bir numaralı ihtiyaç. Not defterleri, çok önemli. Ve birkaç ürün daha… Fakat bu ihtiyaçları (ya da hevesleri diyeyim) tamamlayacak yegane ürün şık...
“Şık bir dolma kalemi, kendisini özel hissedebileceği bir kalemliğin içerisinde saklarsanız ancak, kalem sizi sever ve yazmak size keyif verir!” gibi beylik bir cümleyle başlayayım notuma  İnsanın insana alışması kadar, eşyanın da insana alışması vardır...
Kaleme mürekkebi kırtasiyede çekmiştik. O yüzden kapağı çevirip ilk cümlemi yazmaktı bana kalan. Pelikan P205 siyah dolma kalem ve Montblanc Royal Blue mürekkeple yazılan ilk cümle: Karaköy’den selamlar… Dolma kaleme olan ilgim bundan bir buçuk...

My New Stories