İzmit, Bekirdere’de bir kasetçi vardı. Küçücük dükkân. Benim de Aiwa marka walkmanimi cebimden çıkarmadığım zamanlar. Yanıma muhakkak yedek pil ve kaset alıyorum. Okul müsameresinde şiir okuduğum günlerden birinde öğretmenim “İbrahim Sadri gibi, maşallah” demişti de İbrahim Sadri kim, merak etmiştim. Kasedini al, dinle, dedi. Böyle değerli bir bilgiyi verdiğinden olsa gerek, benden aldığı kitapları geri vermedi. Öğretmen, öğrencisinden aldığı kitabı iade etmez mi hiç?
Okul çıkışı soluğu yazının başında bahsi geçen kasetçide aldım. Sene 98. İbrahim Sadri kaset çıkarmış, var mı? Olmaz mı! Jelatinini soydum kasetin. Aiwa marka walkmanime taktım ve ihtiyar adımlarla yürüdüm. Eve varıncaya kadar bütün kaseti dinledim. Önlü arkalı.
Kaset bittiğinde artık İbrahim Sadri’ydim.
Eski kasetleri koyduğum bir çantayı buldum geçenlerde. İbrahim Sadri kasetine elim gitti ve kitaplığın rafına, şiir kitaplarının arasına koyuverdim. Bunca şiir kitabı kitaplığımın rafını ve şiirler zihnimi kaplıyorsa müsebbibi biraz da İbrahim Sadri’nin şiir kasetidir.
Geçtiğimiz yıllarda Kocaeli’deki bir programda şiirlerini seslendirdi İbrahim Sadri. Salona 40’ına merdiven dayamış biri olarak girdim fakat koltuğa şiir kasetinin jelatinini yırtan ve kaseti walkman’e takmak üzere olan ortaokul talebesi Hasan olarak oturdum.










