Trabzon’un Araklı ilçesinden Karadeniz’e dökülen Karadere yalnızca coğrafi bir su yolu değildir; bir vadidir, bir kültürdür, bir tarihtir. Kaynağını Gümüşhane’nin yüksek dağlarından alan, deniz seviyesinden 2200 metre yükseklikte doğup yaklaşık 70 kilometre boyunca yol alan bu dere, yan kollarıyla birlikte bölgenin damarlarından biridir. Pervane, Kaya, Yuvalı ve Üçtaş dereleri ona katılır, vadisi boyunca şelaleler, köprüler, köyler ve ormanlarla birleşerek Araklı’nın sahiline ulaşır. Bugün doğa yürüyüşçülerine yemyeşil bir güzergâh, Araklılı hemşehrilerim için ise hâlâ yaşam kaynağıdır. Fakat Karadere’nin hikâyesi yalnızca doğayla sınırlı değildir; Osmanlı-Rus Harpleri ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında bu dere, bölgenin en önemli savunma hatlarından biri hâline gelmiş, tarih sahnesinde kanlı bir cepheye dönüşmüştür.

1914’te savaşın başlamasıyla Rus donanması Karadeniz kıyılarını hedef almaya başlamış, Trabzon limanını ele geçirmek için yoğun bombardımanlar düzenlemiştir. Araklı da bu saldırılardan nasibini almış, kasabanın camisi ve çarşısı top atışlarıyla tahrip edilmiştir. Gümüşhane üzerinden inen Rus birlikleri ise Karadere Vadisi’ni kullanarak sahile ulaşmayı hedefliyordu. Çünkü Karadere, dağlardan denize açılan doğal bir koridordu. Eğer bu hattı ele geçirirlerse Trabzon’un iç bağlantıları kısa sürede çökecekti. İşte bu nedenle Osmanlı birlikleri, yerel milisler ve köylüler Karadere boyunca mevziler kurdu, köprüler tahkim edildi, dağ geçitleri tutuldu.

Savaşın en kanlı günleri 1916 baharında yaşandı. Rus donanmasının Rostislav ve Panteleymon zırhlıları 14 Nisan sabahı Karadere hattına gelerek saatler süren bir bombardıman başlattı. Binlerce top mermisi dere boyunca mevzilere yağdı, köyler harabeye döndü. O günleri hatırlayanlardan dinlenilen ve günümüze kadar dilden dile anlatılarak gelenlere göre evlerin damları delik deşik olmuş, köy meydanlarında göçüklerin altından insanlar çıkarılmıştır. Bombardımanın ardından kara birlikleri saldırıya geçti, Osmanlı askerleri ve köylü milisler geri çekilmek zorunda kaldı. Yanbolu Deresi’ne kadar savunma hattı kaydırıldı. Ancak Karadere halkın hafızasında o günlerden kalma acı bir anı olarak kaldı.

Mareşal Fevzi Çakmak anılarında bu cepheye geniş yer ayırır. Karadere ve çevresinde verilen mücadelenin sıradan bir savunma değil, adeta bir varoluş direnişi olduğunu vurgular. Çakmak, Osmanlı birliklerinin geri çekilmesine rağmen yerel halkın olağanüstü gayretiyle Rus ilerleyişinin yavaşlatıldığını yazar. Kadınların erzak taşıdığını, gençlerin silaha sarıldığını, yaşlıların bile mevzilerde askere destek olduğunu aktaran satırları, bölgenin nasıl bir toplumsal direniş sergilediğini gözler önüne serer. Onun ifadelerine göre, Karadere Vadisi yalnızca askerî değil, aynı zamanda manevi bir savunma hattıydı. Halk, köylerini, derelerini, mezarlarını korumak için canını ortaya koymuştu.

Bu çatışmalar halk belleğinde o kadar güçlü izler bırakmıştır ki, bugün bile Araklı köylerinde “Karadere’nin kırmızı aktığı” anlatılır. Rivayete göre, şehit düşen askerlerin ve hayatını kaybeden köylülerin kanı dereye karışmış, günlerce dere kan rengine bürünmüştür. Elbette tarihî belgelerde böyle bir kayıt yoktur, ancak bu söylem savaşın şiddetini, kayıpların büyüklüğünü sembolik bir dille ifade eder.

Araklı’nın köyleri savaş yıllarında cephe hattının bir parçası hâline gelmiştir. Rus birliklerinin köylerden geçmeye çalıştığı, çatışmaların yaşandığı, köylerde şehitlerin verildiği bilinir. Hemen her köyde bir şehitlik bulunur. Rahmetli dedemin iki amcası da şehit olanlar arasındadır.

Savaşın gölgesinde geçen bu yıllar ve kayıplar Karadere’nin sularında bir hatıra gibi akmaya devam eder.

Karadere, bugün doğaseverler için trekking parkurları ve ekoturizm potansiyeliyle öne çıkıyor. Ancak bu vadide yürüyüşe çıkan bir ziyaretçi yalnızca ormanın, şelalelerin, temiz suyun tadını çıkarmakla kalmaz; aynı zamanda tarihin izlerini de görür. Köprülerin taşlarında, köy meydanlarının eski yapılarında, mezar taşlarının sessizliğinde bir zamanların direnişi hissedilir. Köye çıkarken yolunu takip ettiğimiz Karadere, geçmişle bugünü birleştiren bir hatıra mekânıdır.

Trabzon’un Araklı ilçesindeki bu vadi, sıradan bir coğrafya parçası değil; direnişin, kaybın ve yeniden doğuşun sembolüdür. Karadere, yalnızca suyun değil tarihin de aktığı bir mecra hâline gelmiştir. Bugün Karadere Vadisi’nde dolaşan herkes, hem doğayla hem de tarihle buluşur. Çünkü Karadere, ucu bucağı olmayan bir hikâyeyi anlatır: dağlardan denize süzülen bir suyun, insanın kaderiyle birleştiği hikâyeyi.

** Bu yazıyı Araklılı, bilhassa Foşalı (Çukurçayır) hemşehrilerime ithaf ediyorum.


Kaynakça

  • Çakmak, Fevzi. Büyük Harp’te Şark Cephesi Hatıraları.
  • Şimşek, Ayhan. “Birinci Dünya Savaşı’nda Trabzon’un İşgali ve Bölgedeki Direniş.” Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 2015/19, s. 75-98.
  • Karagöz, Hüseyin. “Trabzon ve Çevresinde Osmanlı-Rus Mücadeleleri (1914-1916).” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı 195 (2012), s. 101-123.
  • Araklı Haber. “Birinci Dünya Savaşı’nda Trabzon Araklı’da Yaşanan İşgal Olayları ve İşgal Acıları (1914-1918).” araklihaber.net (Erişim: Ağustos 2025).
  • Dergipark. “Trabzon’un İşgali ve Karadeniz’de Osmanlı-Rus Mücadelesi.” dergipark.org.tr (Erişim: Ağustos 2025).
  • ResearchGate. “Investigation of the Suitability of Karadere River (Araklı-Trabzon) for Drinking and Irrigation Purposes.” researchgate.net (Erişim: Ağustos 2025).

Araklı, Karadere

Leave a Reply