Ilgaz Dağları’nın serin eteklerinden doğan Karaçomak Deresinin, Kastamonu’nun kalbine inip, oradan Gökırmak’a ve nihayet Karadeniz’in enginliğine uzanışını benimle takip etmek ister misiniz? Yanınıza bir sırt çantası alın. Biraz yürüyüş sabrı, biraz merak, biraz da bir şehirle tanışma arzusu… Hepsi bu yolculuk için yeterli. Karaçomak Deresi’nin kıyısında başlayan adımlarımız, bir şehrin ruhunu ve bir coğrafyanın hafızasını ortaya çıkaracak.
Ilgaz Dağları’nın serin eteklerinde doğar Karaçomak. Kayalardan süzülen, ormanın derinliklerinden gelen, küçük derelerin birleşmesiyle büyüyen bu akış, kadim Kastamonu şehrinin can damarıdır. Ve şehir bu derenin iki yanından akar.
Çam kokusunun yoğun, havanın keskin olduğu yükseklerde, küçük kaynaklar birleşerek Karaçomak’ın ilk adımlarını atmasına vesile olur. Mütevazı bir akıntı. Su berrak, sesi neşeli. Burada yürürken yalnızca doğa değil, Ilgaz’ın verdiği huzuru da hissedersiniz.
Yükseklerin sessizliğinde, çam ağaçlarının gölgesinde ilk damlalar toplanır. Çoğu zaman kimse fark etmez bu küçük kaynakları; ama birleşip gürleştiklerinde, “işte Karaçomak” denir.
Dere, Ilgaz’dan aşağıya süzülürken köylere uğrar. Koru Köy’de, Hoca Köy’de, Bükköy’de suyun sesi her haneye uğrar. Bazen çocukların oyununda, bazen değirmen taşlarının sesinde…
Karaçomak’ın izini takip ederken anlarsınız ki Karaçomak yalnızca bir akarsu değil, kadim şehrin hafızasıdır.
Ve nihayet şehre adım attığında Karaçomak Deresi, Kastamonu merkezini ikiye böler ama aynı zamanda üzerindeki köprülerle iki yakayı birbirine bağlar.
Hele bir köprü var ki… 16. yüzyılda inşa edilen taş kemerli Nasrullah Köprüsü, diğer bir deyişle Kambur Köprü, derenin üzerine eğilmiş bir tarih anıtı gibidir. Köprünün ortasında durup aşağıya baktığınızda, suyun geçmişten bugüne akan bir zaman nehrine dönüştüğünü hissedersiniz. Bir yanınızda Nasrullah Camii’nin kubbesi, Kastamonu Kalesi, diğer yanınızda Cumhuriyet dönemi konaklarının sıralandığı cadde… Ve saat kulesi elbette.
Kambur köprüden geçen ve Nasrullah’ın suyunu içenlerin Kastamonu’dan kopamayacakları söylenir.
Dere boyunca yürümek en büyük keyfiniz olabilir. Fakat zaman zaman yolunuzu değiştirip Nasrullah’a, oradan kaleye ve elbette şehrin manevi kalbinin attığı Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerine doğru adım atmalısınız. Kastamonu’daki bazı mekanlar manevi mıknatıslar gibi; başka bir yere gitme niyetiyle evden çıksanız dahi evvelâ oraya uğrama ihtiyacı hissedersiniz.
Hemen her sokak Karaçomak’a çıkarır sizi. Şehirde kaybolmanız olası iş değildir. Yolunuzdan çıksanız dahi tekrar dere/çay boyuna çıkmanız pek kolaydır.
Karaçomak’ın kıyısı bugün yürüyüş yolları, kafeler, banklarla çevrili. Askerliğimin acemi birliğini yapmak üzere Kastamonu’ya gittiğimde bir yerlerde oturmak yerine Kambur Köprü ile Öğretmenevi arasında şöyle bir cevelân etmiştim. Kıştı, soğuktu.
Dere boyunca sıralanan tarihi konaklar, Kastamonu’nun meşhur el sanatları dükkânları, ahşap işçiliğinin örnekleri yürüyüşünüze renk katar. Biraz ilerdeyse kentin asrî yüzünü gösteren kafeler ve yürüyüş yolları vardır. Kastamonu öyle bir şehir ki bir yıllık apartman ile beş yüz yıllık yapı aynı sokağı paylaşabilir. Kadim şehrin etrafının her seferinde daha çok binayla sarıldığına şahit oluyorum. Üzülmüyorum, diyemem.
Şehrin dışına çıktığımızda ise Karaçomak Barajı bizi karşılar. 1970’lerde inşa edilen bu baraj, hem şehre içme suyu sağlar hem de ovanın tarlalarına bereket taşır. Sabah sisleri gölün üzerine çöktüğünde, göl kıyısında oltasını sallayan balıkçılarla karşılaşırız.
Barajı geride bırakıp yürümeye devam ettiğimizde Karaçomak, Gökırmak’a karışır. Bu birleşme anı, bir yolcunun yol arkadaşına kavuşması gibidir. Artık yalnız bir dere değil, daha büyük bir nehrin parçasıdır. Gökırmak, Kızılırmak’a katılacak; Kızılırmak ise Karadeniz’e kavuşacaktır.
Bizim yolculuğumuz ise burada son bulur. Çünkü Karaçomak’ın hikâyesi, Karadeniz’in sonsuz dalgalarıyla birleştiğinde tamamlanır.
Yolun Öğrettikleri
Karaçomak bize sessiz bir ders verir: Hayat da tıpkı bu su gibi küçük başlar, yol boyunca hatıraları taşır, şehirlere can verir, kimi zaman taşar kimi zaman çekilir, sonunda da daha büyük bir bütüne katılır.
Dört mevsimine şahit olduğum Karaçomak deresini Kocaeli’ye tayinim çıktığından beri yalnızca yaz aylarında görür oldum. Bir fırsat çıksa keşke, sararan yaprakların suyla, toprakla buluşmalarına şahit olsam ve uzun uzun yürüsem.










Kaleminize sağlık 👏🏻