ILGIN CEZAEVİ KÜTÜPHANE OLMUŞ

Konya, Ilgın ile alâkalı bir blog yazısı paylaşmıştım epey zaman evvel. O yazıdan sonra Ilgın’da yaşayan yahut öğrenci, asker olarak Ilgın’a, Ilgın Cezaevine yolu düşmüş olan birçok kişiden mesaj aldım. Farklı zamanlarda, başka başka sebeplerle yolu aynı sokaklara, caddelere düşmüş olan insanlar aynı hikayede buluşabiliyorlarmış, gördüm.

Konya, Ilgın Cezaevi’ne 2014 senesinde asker olarak gittim. Ilgın İlçe Jandarma’da görevli jandarma erlerinin bahçe ve kulesinde nöbet tuttuğu cezaevinde sabah altı ilâ akşam 6 saatleri arasında 12 saat görev yaptım. Kısa dönem askerliğimin tüm ustalık döneminde.

Ilgın ilçe jandarma binasından çıkar, yürüyerek cezaevine gider, öğlene kadar nöbetçileri denetler, koruma köpeklerinin ve bahçedeki kafeste yaşamlarını sürdüren tavşanların, tavukların yemlerini verirdim. Öğlen yemeği için jandarma binasına döner, bir saat sonunda da yeniden A3 tipi cezaevinin yolunu tutardım. O arada esnafla selamlaşır, kumda yaptıkları enfes Türk kahvesini içer, bazen vaktim varsa araya bir de Maraş dondurması sıkıştırırdım. Ilgın Cezaevinde o gün görevli astsubay göz ucuyla bakar, keyfim yerindeyse bir yerlere uğradığımı hemen anlardı.

Askere gitmeden evvel yavru köpeklere dahi mesafeliyken, cezaevi bahçesinde yaşayan ve haftada en az bir kez zincirlerini koparıp etrafta koşuveren kangalın dev gibi cüssesiyle üstüme atlamasıyla bütün korkularımı yendim. Unutulmayan bir anıdır bu benim için. Yemeklerini muntazaman verdiğim ve ara ara oturup kendileriyle sohbet ettiğim için olsa gerek kangal bana saldıracak sanırken adeta sarılmıştı. Korkuyu yenmek için korkuya maruz kalmayı tavsiye edenler köpek korkusunu boyum kadar kangal ile yenmem gerektiğini kastetmiyorlardır bana kalırsa. Fakat yendim. Hatta arkamı döndüğümde bahçedeki diğer askerlerin ağaçlara tırmandıklarını gördüğünde korkumu yenmekle kalmayıp bir de kahkaha patlatmıştım!

Tavşanlarımız vardı sonra. Toprağı kazar, doğum yapar, az bir zaman sonra yavrularıyla dışarı çıkardı anne. Bazı zamanlar toprağa kazdığı çukuru devam ettirerek kafesin dışına, özgürlüklerine adım atarlardı ancak biz bu firarın neticesinde el kadar tavşanların tüylerini koca koca köpeklerin yanlarında bulurduk. Neye niyet, neye kısmet.

Ilgın cezaevi binasının çok eskidiğini, birkaç seneye kalmadan kapatılacağını söylüyorlardı gardiyanlar. Yıllar sonra cezaevinin kapatıldığına dair haberi Ilgın’la alâkalı yazımı okuyan birinden aldım. Cezaevi kapatılmış ancak bina yıkılmamış. Binlerce insanın yattığı, cezasını tamamladığı 61 yıllık Ilgın Cezaevi kütüphaneye dönüştürülmüş. Nasıl sevindim!

Ne kadar fırsat kolladıysam da askerliğimi yaptığım Ilgın’la bir daha yolum kesişmedi. Hâlbuki mekânlara aidiyet duyan, birkaç saatliğine dahi uğradığım şehirlere yeniden gidebilmek için kolayca mazeret uydurabilen biriydim -bir zamanlar.

Ilgın Cezaevinin 61 yılının yalnızca 120 gününe jandarma olarak eşlik ettim. Mahkumları gördüm; bazılarının hikayelerini, pişmanlıklarını dinledim. Bir daha olmaz dedikten birkaç hafta sonra sonra yeniden cezaevine dönen mahkumları, yüz kızartıcı bir suçtan mahpusa düşenlerin yaşadıkları mahcubiyeti ve topluluk içerisinde kenara itildiklerini gördüm. Dışarıda aslan kesilmiş kişilerin nöbetleşe uyumak zorunda kaldıklarını, yıllarını boncuk dizerek geçirmeye çalıştıklarını gördüm.

Çarşı izinlerimde Lala Mustafa Paşa Camii’nde kahve içtiğim, hamamlarına uğradığım, sokaklarında cevelan ettiğim Ilgın’dan bana kalan anıları yeniden gün yüzüne çıkardı Anadolu Ajansı’nın “Konya’da 61 yıl cezaevi olarak kullanılan taş bina kütüphane oldu” haberi. Bu vakitten sonra Anılarımda kalan Ilgın‘a yeniden yolumu düşürmek şart oldu.

Cezaevini kütüphaneye dönüştürmek gibi anlamlı bir işe imza atanlara ise yüz yüze teşekkür etmeyi ne kadar çok isterim!

Related Posts

My New Stories