Bir daha yolumun ne vakit düşeceğini kestiremediğim şehirler, hatta ilçeler var. Yolumun oradan geçmesi için mazeret üretmeye çalışsam başaramam. Tekrar gitmeye kendimi bile ikna edemem belki de…

     Fakat anılarımda yer etmiştir ya, durup durup hatırlarım.

     Konya’nın Ilgın ilçesi de benim için anılarda yer etmiş, fakat gitmeyi çok istememe rağmen bir daha gitmek için hiçbir sebep üretemeyeceğim yerlerden biri. Hadi dese biri yola koyulacağım ama kimsenin diyeceği de yok…

     Ilgın’da askerliğimin usta birliğini tamamladım. Ilgın Cezaevinde. Benden önce de 1990’lı yılların ortalarında dayım Ilgın Meslek Yüksek Okulu’nda okumuş. O zamanlar yoklukmuş gerçi. Bir cümleyle özetlerdi Ilgın’ı: “Hiçbir şey yoktu ki, neyini anlatayım?”

     Kastamonu’dan Ankara’ya, oradan da yüksek hızlı tren ile Konya merkezdeki İl Jandarma binasına giderek teslim olduktan sonra bir poşetin içerisinde ilçelerin yazılı olduğu kağıtları çekmemiz istendi. Kura çekeceksiniz dendi. İp gibi dizildik sıraya. Konya’nın hiçbir ilçesini de bilmem. Ilgın hariç. Derken sıra bana geldi. Konya, Ereğli yazılı kağıdı çektim. “Ulen ne ballı herifsin!” dedi komutan. Meğer Konya’nın en gelişmiş ilçelerinden biriymiş.

     İlk cümlem, “Ereğli yerine Ilgın’a gidebilir miyim?” oldu. Ilgın mı? Ereğli yerine Ilgın istedim diye epeyce dalga geçtiler odada. Ama tamam dediler. “Hasbadi” Yusuf vardı Ilgın çıkan. Bir de dayımın yolu düşmüştü. Bunun haricinde en ufak bir bilgim yoktu.

   Şimdi hatırlamıyorum, geçmiş gün… Ama sanırım on gün kadar merkez cezaevinde eğitim aldık. Hadi herkes ilçesine dağılsın, dendiğinde yola çıktık. Gittik… Bitmeyecek sandığımız bir yol… Hemen hemen 90 kilometre. Merak içerisindeyiz. Benim telaşım ise şu: “Yahu askere de otuz yaşında mı gelinir kardeşim! Yirmi yaşında bir boşluk bulup halledeydin ya şu işi!..”

     Ilgın İlçe Jandarma Komutanlığı. Her gördüğümüze “hayırlı tezkereler” diye diye yatakhaneye gittik. Sonra görevler dağıtıldı. Yaş haddinden cezaevi çavuşu oldum.

     Teferruatlara girmeyeyim. Askerlik değil, Ilgın yazısı olsun.

     Ilgın ilçesiyle tanışmam böyle oldu.

     Kendi halinde, -altını çizeyim- askerine sahip çıkan bir yer. Bir şey yiyip içtikten sonra zorla para verdiğimiz yerler oldu… “Asker ağa senden de para mı kazanacağız?” cümlesini çokça duydum.

     Bizim için hafta içleri görev, hafta sonları ise çarşı izni demekti. Çarşı izni dediğim de 4 saat. Çavuşların isterlerse tam gün izne çıkabiliyor olduklarını son haftamda öğrendim. Olsun…

    …..

     Ilgın, Hititler zamanından bu yana işlek bir yer. Hititler hemen yanıbaşında Yalburt adında bir şehir devleti kurmuşlar. Kral Yolu’nun üzerinde bulunan Ilgın Hitit, Firik, Lidya, Roma ve Bizans dönemlerini yaşadıktan sonra 1077 senesinde Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilerek Selçuklular’a katılmış. Ilgın tarihin her döneminde su ve bilhassa barındırdığı kaplıcalar dolayısıyla elden ele geçen, kıymetli bir yerleşim yeri olmuş. 

     Osmanlı Padişahı I. Murad zamanında da Osmanlılara katılmış. Hatta Hamitoğulları tarafından satılmış. Karamanoğlu – Osmanlı mücadelesinde epeyce el değiştirmiş. Fatih Sultan Mehmet Han devrinde kesin olarak Osmanlı’ya geçen Ilgın, Akşehir Sancağına bağlanmış.

     Çok daha fazla detay var ama ilgilenen arkadaşlar Ilgın Kaymakamlığı’nın internet sitesinde Ilgın tarihini okuyabilirler.

     …..

     İlçenin bir tarafı kaplıcalarla dolu. Haftasonu kendimizi kaplıcalara bir atışımız var ki, sormayın! Bütün ilçe jandarma orada. İkinci durak ise Ilgın’ın kalbi, Lala Mustafa Paşa Külliyesi. Kıbrıs seferine giden Lala Mustafa Paşa’nın yolu Ilgın’dan geçiyor ve Kurşunlu Camii olarak da bilinen camiyi ve kervansarayı yaptırıyor. Her şehrin kalbi olan bir mabed vardır. Şehrin kalbinin attığı yerdir. Ve şehirlerin tapu senetleridir oralar.

     Yol üzerinde asırlarca adıyla yaşayacak bir esere imza atmak ne kadar güzel, değil mi? Rahmet olsun… Hiç sıkılmadan, saatlerce otururduk Lala Mustafa Paşa’da. Kahvesi kumda pişerdi ve güzeldi. Bıçağın kesmediği bir Maraş dondurması da satılırdı. Devrelerle oturur, çokça konuşurduk. Her birimizin hikayesi başka başkaydı. Yusuf mesela, ressamdı. Yazardı, çizerdi. Ve aklınıza gelebilecek her şeyi karikatürize ederek anlatır, kimsenin göremeyeceği ayrıntıları koyardı önümüze.

Ilgın’da bir de gazinoların olduğu alan var. Cezaevinin müdavimleri arasında olaylara karışanlarla işletmeciler oluyordu. Bu bahse girmeyelim.

     Cezaevi, karakol, kaplıcalar, külliye arasında geçti günlerimiz. Devriyeler sırasında köyleri de gördük. Aklımda kalan köy, Çiğil. Çok meşhur bir yer. Hareketliliğin eksik olmadığı, canlı bir yerleşim.

     Öğretmenlik tercihlerimi yaparken şöyle bir bakmıştım, Ilgın var mı, diye. Olsa yazardım muhtemelen.

     Şimdi artık yerleşik hayata geçtik. Çoluk çocuk… Yaşamak için değil de öyle bir uğramış, kahve içip anıları yâd etmiş olmak için yolumun düşmesini isterim.

     Şimdi artık Ilgın, zaman zaman zihnime konan anılardan. Selam olsun komutanlarıma, esnaflara, orada tanıştığım dostlarıma.

Leave a Reply