Geçtiğimiz yirmi sene boyunca hayatımda pek çok şey değişti. Üniversiteyi bitirdim, askere gittim, iş değiştirdim, şehir değiştirdim, evlendim, çocuğum oldu, saçlarıma ve sakallarıma aklar düşürdüm. Dahasını da sayabilirim hayatımda değişen… Bir tek şey değişmedi şu koskoca yirmi sene içerisinde: berberim. Öyle ki; ben yahut Muhammet Zengin şehir değiştirdiğinde bile ayda bir gidip o koltuğa oturdum. Liseden yeni mezun olmuş Hasan olarak duyduğum makasın sesini 20 yıldır aynı elde duyuyor, zamana direnen saçlarımda hissediyorum.

Elbette bana özel değil bu davranış. Çoğu erkek, yıllar boyunca aynı berber koltuğuna oturur. Aynı makasın sesine, aynadaki görüntülerin zaman içerisinde birlikte yaş almasına alışır. Tıraşını olur, sohbetini eder, kalkar, öder. Hiç değilse ayda bir tekrar eder. Erkeklerin berberlerine duyduğu uzun soluklu sadakat, yüzeyde basit bir alışkanlık gibi görünse de, altında birçok katman barındırır.

Evvel şunu anlamak lazımdır; erkek kuaförleri, yalnızca saç ve sakalın düzeltildiği yerler değildir. Burası aynı zamanda tekrarların güven verdiği, kendini, ne istediğini açıklamak zorunda kalmayacağın bir alandır.

O berber, müşterinin sadece saçını değil, zamanla değişen yüzünü, yaşını, ruh halini de izler. Bu da ilişkide yalnızca beceriye değil, tanıklığa dayalı bir güven geliştirir. Değişmeyen bir berber, değişen hayat karşısında küçük bir istikrar demektir.

Sadakat yalnızca nostaljiyle açıklanamaz. Nitekim günümüzde pek çok erkek, berberiyle birlikte dükkân da değiştirir. Mekân değil, ilişki sabit kalır. Ferah ve modern bir salona geçilmiş olsa da, berberin kendisi aynı kaldıkça, müşterideki aidiyet duygusu da sürer. Bu, kentsel dönüşüme, zamana, teknolojiye rağmen devam eden bir bağlılıktır.

Kişi, görünümündeki en önemli ayrıntıyı, belki de aksesuarı, yani saçı ve sakalıyla alâkalı işlemleri bildik bir elde gerçekleştirmeyi seçer.

Her yeni müşteri için “müşteri memnuniyeti” kovalayan salonların aksine, yıllardır süren bir berber-müşteri ilişkisi, beklentiyi önceden bilen, reklamdan ziyade hafızaya dayalı bir pratik üretir. Ustalık zaman ister, tekrarla olgunlaşır. Aynı şekilde, sadakat de zamanla anlam kazanır; yıllar içinde hem emeğe hem kişiliğe yönelir.



Bugünün kent yaşamında birey, çoğu zaman hizmet aldığı yerlerde tanınmadan girer, iz bırakmadan çıkar. Fakat berber bu döngüyü kırar. Çünkü orada tanınırsınız. Saçınızın hangi yöne tarandığını, favorinizin ne kadar uzatıldığını bilen biri vardır. Bu fark edilme hâli, yalnızca estetik bir hizmet değil, bir tür sosyal tanınma biçimidir. İnsan, hızla değişen çevresine karşılık, berber koltuğunda sabitlenir. Aynı insanın elinden çıkan makas darbesi, hem geçmişe hem şimdiye temas eder.

Bu örneğe bir de kahvecilerde rastladım. Hatta bir öğretmen arkadaşıma neden hep aynı kahveciye gittiğini sorduğumda aldığım yanıt çok da şaşırtmamıştı beni doğrusu. Kahvesi değil, “Hoş geldiniz Özgür Bey” denilerek karşılanması o kahveciye aidiyet duygusu oluşturmuştu ve bu anlaşılabilir bir şeydi.

Her şeyin kolaylıkla değiştirilebilir olduğu bir dünyada, bir şeyi sabit tutmak, köklü bir karar olmasa da kıymetli bir tercihtir. Erkekler, berberlerine sadık kalırken kendilerine ait bir dünyayı, küçük ama anlamlı bir ritüeli, dışarıdan görünmeyen bir sürekliliği muhafaza ederler.



Sonuç olarak, erkeklerin berberlerine duyduğu sadakat, yalnızca saç ve sakal üzerinden açıklanabilecek bir eğilim değil, modern yaşamın parçalanmışlığında korunmuş bir aidiyet biçimidir. O koltukta oturmak; yalnızca saç kestirmek değil, tanınmak, anlaşılmak ve biraz da hatırlanmaktır.

Sadakat, bazen sadece bir ense tıraşında saklıdır.

Bu yazıyı son 20 seneme şahit olan, değerli Muhammet ZENGİN‘e ithaf ediyorum.


Leave a Reply